1. -sana-

    yutkunmalara kulak asma eyleminin arka planında yatan hususlardan bazıları vardır ki; derinlemesine eğildiğimiz önlerinde rükuya.
    bir düzine sebebiyet emrinin verildiği bir başka gün, bir başka güneş, bir başka rüzgar vurur şakaklara. yüzlerde bir çizgi daha belirgin eden.
    bir mızrak, bir hançer, bir bıçak daha vuran arkadan. içten gelen bir ‘sen de mi brütüs’ dedirtecek cinsten.
    lal olur, kör olursun. ayaların yanar. bir kin, bir nefret, bir iki damla gözyaşı ve bir tutam sükunet yine. 
    yaşına verdiğiniz husumetler, daha küçük dediğiniz bahisler, öğrenecek, anlayacak diye sabr-ı gönül sılaları.
    bir abla olmak, bir anne olmak, bir dost olmak gibi.
    -sanane der hiç idrak edemeden gerisini.
    vurulur karşıdaki bir söze. yutkunur derbeder yine.
    konuşacak kimsesi yokken etrafında. yazar satırlara.
    sonucunu düşünemeden hareket etse de o senin canın, cananındır. böyle birşeydir ‘kardeş’ olmak.
    tam da budur susmak. yine, yeni, yeniden. 

     
  2. Beydağları-1

    hissiyatlarda boğulduğu aşkları vardı anlatırken kıza gözlerinin yine ta içine bakarken. bir rüyasını yazmış mesela tam 76 sayfa sürmüş. yine başka bir rüyası 18 sayfa. kızı görmüş rüyasında. aşıkmış meğer kıza.

    o gun akşam 9 civarı grand alibeyın o arka karanlık yolunda ilerlemekteydiler. hiç ışık olmayan o taslı topraklı yol iki yakın arkadaşı ürkütüyordu ama bir yandan da heyecan vardı içlerinde derinlerde. kızıl saclı kız, esmer kızın koluna girmişti. esmer kız ise ona korkma diyordu. korkma. ışığa ulaşmamıza az kaldı. derken bir ankara havası sesi duyuldu. kafalarınıı aynı anda grand alibeye cevirdiler. ve onlarca arabayı görduler. evet. orada düğün vardı. bir anda içlerindeki korkunun yüzlerinzde yarattığı o endişeli ifade yerini tebessüme, ardından da kahkaya bıraktı. ve bir anda kaldırıp kollarını oyun havası oynamaya basladılar yaklasık 2 dk. mutlu olmuşlardı. kendilerine gelip tekrar korkmalarıyla son bulan kısa bir macera yasadılar. gecenin kötu sona ermesini yıne her zaman ki gibi bir tecrube edinerek. tecrubeler… her zaman kı gibi guzeldir diyerek.

    o gecenin sonunda da esmer kız aşık oğlana nefretle bakarak son sözlerine başladı
     - zaten anca rüyanda görürdün. elini öpmek geldi içimden.
    +  elini öpeceğin kişi ben değilim annen.
     - zaten  sana sormayacaktım bunu bende biliyordum.
    + çirkinleşiyorsun.
     - sen insan orospusu olmuşsun bak bu da benım içimdeki orospu. nasıl?
    + sus.
     - gurur duy. yazarsın 760 sayfa bu sefer.
    + yazarım. gerekirse 7600 sayfa.

    nefretini kusuyordu kız. oğlan ona aşkını anlatırken. bir yandan da en yakın arkadası olan kzıl saclının elini sımsıkı tutarak.
    gece uzun görünmüyordu bey dağlarının ardındaki güneş iki yakın arkadası dört gözle beklerken. güvençlerinin inancıyla bağlanmışlarken gün ışığına. sızıp kaldılar 120 dkcık. iki yakın arkadas 2 kişilik koltukla.

    biraz demlenmiş umutları. yeni edindikleri prensipleriyle. kimse uyanmadan sessizce cıktılar evden. uyanacak halleri de yoktu ki şişelerce alkolden. ağızlarından akan salyada boğulurcasına horluyorlardı.  iğrençlerdi bir kez daha. hep iğrenç olmuşlardı. 

    bir gece daha uykusuz kalmıştı iki yakın arkadas. ama olsun. yıne ikisiydi. beraberlerdi. bir şey’i daha atlatmışlardı.  birinin içtiği rakı öbürünün içtiği sarap… hala tadları damaklarında bıraktılar orayı. bir daha gitmemecesine. asla geriye dönmemecesine. kaçmışlardı. korkmuyorlardı. çünkü bir kez daha ikisi kazanmıştı. gururluydular çok. önceleri yedikleri binlerce kazığa saydılar. 

    elçiye zeval olmaz demiş derviş. bir kez daha önlerine baktılar otobüse ulaşıncaya kadar ki o uzun, taşlı ama bu kez gün ışıklı yolda. geri dönüşleri muhteşemdi eminim. muhteşem olmuştu. çünkü artık bağırıyorlardı. çünkü dimdikti yine başları!

     
  3. Anonim sordu: sırf meraktan soruyorum bu kadar yazıyı yazarken üşenmiyo musun çitten

    hayır üşenmıyorum. tebessümü yaşayıp, hüznü yazanlardanım.

     
  4. 20:09 29th Ni 2012

    Yorum: 1

    -miş’li geçmiş zaman

    Oysa sana ne kadar ihtiyacı varmış, yüzüne konan gülücükler ucup gitmiyor(muş). Oysa yanında zaman ne kadar da kısaymış, yokmuşsun  ya günler gecip gitmiyor(muş).
    -şimdi susmak zamanıymış.
    -biraz kusmak zamanıymış.
    -şimdi yıkmak zamanıymış.
    -biraz yırtmak zamanıymış.
    -şimdi kırmak zamanıymış.
    -biraz bakmak zamanıymış.
    -şimdi pusmak zamanıymış.
    -biraz namlu zamanıymış.

    önceleri aslıymış. şimdileri suretine kanmış.
    önceleri pakmış. şimdileri hasta yatmış.

    aslına bakarsak bir varmış, bir yokmuş.

    ne varsa inandığımız, masallarda kalmış.. 

     
  5. İlahi’nin Er’leri-2

    bu kolanın tadı bugun neden farklı? yanımda bir pecete, sümüğü hala yaşlı. bir suskun bir suskun ki ağarmış saçları.

    bir dede bir dede ki gençliği yaşlı. bir dedi öyle bir dedi ki atardamarları bile yaslı, paslı, çürümüş kayısıları.

    meyveleri sever, ekmek araları yer. rakılar içer benım hayallerim. keyfine düşkün.

    ağzından damlayan ballara diyecek yokken, nefermiş meğerse gelirken.

    dümenleri tutulmuş gemiler, lal olmuş diller, yabanca uzanan eller. beraat edilmiş hadisler, bertaraf olmuş bazı bazı ölüler.

    taraf tutuyor sanırken ben, dillere uzanmışım yeniden. bir bakmışım kör olmuşum, bir bakmışım dağılmışım şimdiden. ayalarımdan ateş fışkırırken. öldürmüş meğer. bilemedim ki. nutkum dahi tutulmuşken, diyemedim ki ‘daha erken’.

    aşka düşmüş ilahi’nin er’leri.
    kalkamamışlar yine, yeni, yeniden… 

     
  6. 15:56

    Yorum: 1

    (a)normal

    hayat akarken, belki de gözlerimizde uzunlamasına, gözyaşı misali… ya bi mendilimiz yok sümüklerimizi silecek ya da soğanımız çok dur durak bildirmeyecek. bakakaldığımız o eski gunlerin ardında küçülmüşken yaşam, sığamamışken bizler duvarlarına, sığmıyorken ellerimiz, etlerimiz, anca morartmışız sağımızı solumuzu vura vura harabelerimize
    hayat mı?
    hayat normal
    değil
    anormal.

     
  7. 18:23 22nd Ni 2012

    Yorum: 1

    İlahi’nin Er’leri-1

        Bir savaşın sona ermesi şart. Zafiyat büyük. acılar gerilmiş çarmıha. Ceylan eti yenilmiş ekmek yerine. Aslan sütü içilmiş su yerine. Dumanla haberleşilmiş nefislerde. Tutulamamış nefesler. Baltayla kesilmiş çiviler. Papatyalar kurumuş. Tek tek boyunları bükülmüş. Gözyaşları dökülmüş. Tenha mecralar büyümüş. Ateş çevrelemiş cephelerini. Kurumuş gözlerinin neferleri. Aşka düşmüş ilahinin erleri. Rütbe almış gazileri. Kimisi hüzne dümen atmış gözbebeğinin mezarında. Kimisi buğulanmış baştan aşağıya. Kimisi dalmış, doğduğu tohumların kundaklarına..

        Aşk’a düşmüş ilahi’nin ‘er’leri.
        Düşmüş rütbeleri.. 

     
  8. Anonim sordu: keşke senin gibi bir bayanla oturup rakı içebilsem:)

    bigün içersen afiyet olsun şimdiden.

     
  9. Mahçup-1

    karşımda oturuyordu gözlerini sakınırken görmeyeyim diye zor tuttuğu yaşlarını. elleri titrerken bir yandan da tuttuğu sigarasına hakim olmaya çalışıyordu düşmesin diye  elinden. sesi titriyordu benden yardım isterken.
     
    mahcup duruyordu karşımda delikanlı.

    daha fazla utanmasın diye gözlerinin taa içine bakmamalıydım. o da bunu bekliyordu benden. ama hayır. daha güçlü olması için utanması gerekiyordu. onu daha güçlü yapmak için gözlerinin taa içine bakmam gerekiyordu. daha da utandırmalıydım.

    imkansız aşkı dinliyordum dudaklarından dökülen nağmelerde. isyan kusuyordu ağzı. bir lokma ekmek girmemişken 48 saattir. damarlarında serum dolaşırken.
    iki arada bir derede kalmak gibiydi kalp atışları. kalbi acımıştı belliydi. acıyordu gözleri.
    sahi bu kadar mı acıydı kızın sözleri? bu kadar acıtmış mıydı aşkının külleri?
     bıraksana dedim ona.
     bırakmam dedi bana. hırçınlaştı bir anda. seviyorum bırakmam. asla!
    kalp atışlarını duyabiliyordum. çene kemiklerinin birbirine hızlı hızlı çarptığını dahi seziyordum görmekten öte. evet.
    görmekten öteydi aşkları. hissetmekti. var mı dedirten cinstendi insana. var mı böyle aşk be hala? kaldı mı?

    mahcup durma delikanlı. göğsünü gere gere unut unutacaksan.

    derin kuyulara götürdü beni o buluşma. tuttular ipini ayakkabılarımın. çektiler en dibe yine. yine efkara sardılar beni. düşündürdüler yine. yine ağlattılar beni. yine bağladılar elimi kolumu. yine susturdular yine bastırdılar içimi. yine yutkundurdular zorla tükürüklerimi…

     
  10. Anonim sordu: twitterda hicranseker senın profılınmı ?

    evet..

     
  11. sevgili ‘Lipton’

         Merhaba sevgili Lipton ailesi.
         Ben Hicran. 8. Uluslararası Beslenme ve Diyatetik Kongresi, bahçe standı personelinizim. Bugun gunlerden 8 Nisan Pazar. ve kongrenın son gunu. katılımcıların ve misafirlerin coğu kongreyı terkettiler.  bütün standlar toplandı ve sadece bizler ‘lipton’ olarak kaldık. çünkü ‘ne varsa çayda var.’ fakat demleme çay bir tek bende var.
         Kongre beklediğimiz gibi tempolu, organizasyon ise beklediğimiz gibi başarılı değildi. herkeste bir gerginlik bir o kadar da rahatlık söz konusu idi.  bu tezatlığın arasında sıkışıp kalmış uğraşlı vücutlar ve tezatlığın afallığını yaşayan yaşlı-genc beyinleri dinginleştiren tek aroma Lipton oldu.
         Evet. insanımız, özellikle de Türk insanı siyah çay sever. ve bu çay demleme olunca aldıkları haz, mutlulukları ve o demleme çayı içmenin karşılığında, kendisine mola veren psikolojilerinin, vücutsal tepkimeleri çok daha fazla değişir. ve bu değişim gözle görülebilir derecededir. bu durumda etki-tepki bileşkesini göz önünde bulundurursak -ki bulundurmalıyız da- misafirlerin olumlu tepkileri sonucunun nedeni olan etki seçeneğinin sebebiyeti ise, dört gün boyunca kendilerini liptona adamış, lezzeti ön planda tutup, misafirlerin görülen huzurlarıyla pekiştirilen lipton kızlarının güler yüzü ve pozitif enerjileridir. 
         Bir insanın dış görünüşünden çok daha kaliteli ve göz önüne alınması gereken, değerli bir mülkiyet vardır ki; o da gülümsemektir. kalbi taşlaşmış bir insanı. küçük bir samimi tebessümle  yumuşatabilmektir güzellik. için kan ağlasa bile bunu dışarıya yansıtmamaktır yücelik ve bütün bunları zorbalıkla değil, içtenlikle başarabilmektir yetkinlik.
         Bizler dört gun bayunca elimizden geleni yaptığımıza, dört gun bayunca zahmet verip standımıza uğrayan, enfes çaylarımızdan tatmak isteyen herkese, çaydan daha fazlasını verdiğimize inanıyoruz. bezgin hayatlarından, yorgun bedenlerinden ve uyuşmuş beyinlerinden herkesi uzaklaştırdığımızı, yaşamın zorlukları ve dört duvar arasındaki sıkışmış bedenleri arındırdığımızı hissediyoruz. ve bütün bunlardan onur duyuyoruz.  Lipton’u seviyorduk seviyoruz ve hep seveceğiz…
      sevgiler..
      saygılar…

     
                                                                          Hicran ŞEKER :)                  

     
  12. 17:12 28th Mar 2012

    Yorum: 33

    rujluusigaraa kullanıcısından yeniden blogladı

    yakışırrr güzele. güzelee herşeeeey yakışırrr ;)

    yakışırrr güzele. güzelee herşeeeey yakışırrr ;)

    (Kaynak: thestreetsofmanhattan)

     
  13. saat

    değişik bir gece. sinsi rüzgarın hain soğuğunun  intiharı. yine insanlığın sessiz, umarsız  uykuları. yine seçimlerle dolu, yıne bedevi yalnızlık dolu, yine içinde hanüsülasyon oyunları olan her tutamı.
    sanki yarın yağacakmış gibi yağmur, sanki fırtına kopacakmış gibi yerkürede. masumiyet dolu, saflık gizli her bir zerresinde. çözebilene aşk olsun der gibi bakan, her baktığında bir kıymık gibi batan.
    ve her battığında karadeliğinde yutan.
    gözleri dolduran, her daim yutkunan, bir çırpınışla yıpranan. her darbe gibi. savunmasız ve yırtılmış içlere doğru ve inançsız ve titrek.
    öyle bir gece ki; bana koşmaya çalışır, her düşüşüne rağmen, yine de sekerek…